Ekim 20, 2011

Ve her şeye rağmen, bir şarkı söyleyeceğim...



Canı yanan tüm anaların, babaların acısı daha çok çöktü içime bu şarkı ile... Yine de işte "Geçecek güleceğim! /Geçecek bastıra bastıra! / Ve her şeye rağmen, bir şarkı söyleyeceğim..."

Her şeye rağmen bir şarkı söyleyebilmeniz dileğiyle...

Mayıs 19, 2011

Cinematic Orchestra - To Build A Home

"I climbed the tree to see the world
When the gusts came around to blow me down
I held on as tightly as you held onto me"

Mayıs 17, 2011

Hava ile anlaşma

Sevgili hava durumu,
Bir anda çıldırmaman için söylemeden edemeyeceğim; konfor sıcaklığım 21 ile 27 derece arası ve mümkünse poyraz esmesini tercih ederim.
Ben hep bahar havasında yaşama isteğimi bıraktım. Sen de kıştan Temmuz sıcağına geçmeye niyetliysen, vazgeç! Anlaşalım... 

Mayıs 07, 2011

#Annem

Annem, bana azmi, vazgeçmemeyi, sabretmeyi ve ama başarıya karşı da alçakgönüllü olmayı öğrettin.

Bugün bir hayat kurabildiysem kendime ve duruyorsam ayaklarımın üzerinde; senin sayende...

Doğum günün kutlu, her günün mutlu olsun.

Aralık 31, 2010

Yeni Yılınız Mutlu Olsun


Yeni bir yıl daha beklerken yine kapıda, Murathan Mungan'ın o çok sevdiğim şiiri aklımda, geçmişe baktım, tatsız deneyimleri uğurladım. Geleceğe baktım hayaller kurdum, umutla. Biliyorum ki iyi insanlar, gerçek dostlar biriktirdim hayatımda... Ve yeni başlangıçlar yaptım, iyi ki yaptım dediğim bitişlerin ardından. Yeni bir yıl değil, hayallere bir tık daha attığımız güzel bir yıl olması dileklerimle...

***
Sabahtan beri içimden söyleyip duruyorum; bu da bu yılın şarkısı olsun...
"Everyone's a miracle in their own way
Just listen to yourself, not what other people say
...
Be who you want to, be who you are
Everyone's a hero, everyone's a star
When you wanna give up, and your heart's about to break
Remember that you're perfect, God makes no mistakes
...
Remember every new beginning, is some beginning's end"


Kasım 16, 2010

Mutlu, keyifli, neşeli bayramlar...

Neşeli, kalabalık sofralar kurulsun. Yenilsin, içilsin, uzun uzun keyifli sohbetler edilsin. Gözler mutlulukla parlasın, gülmekten yanaklarınız uyuşsun, karnınız acısın. Uzaktakilerle de gönüller bir olsun. Olur ya, kırgınlık girdiyse araya, unutulsun gitsin.

Her günü dolu dolu paylaşılan harika bir bayram olsun hepimize!

Mart 04, 2010

"Sen, mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?"

"Sizin hayaliniz ne?" yazıma geçtiğimiz gün gelen bir yoruma yanıt yazarken çıktı aslında bu konu. Mutluluğun hayallerin gerçekleşmesi kadar “an”lara bağlı bir şey olduğundan söz ediyordu yorumu yazan kişi. O kadar doğru ki… Merak ettim TDK’ya baktım, acaba nasıl bir tanım yapmışlar diye; “Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu” yazıyordu…

Ben açıkcası “bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli” ulaşılması kısmı konusunda hem fikir olamadım… Herkesin mutluluk tanımı farklıdır mutlaka ama gerçekten öyle anlar vardır, belki bir ömre bedel, öyle anlar vardır ki, mutluluk duygusu yıllarca anılardan silinmeyen… Belki sadece bir kez yaşanmıştır, hissedilmiştir, sürekliliği yoktur ve hatta ortada özlem ya da hayali kurulan bir şey yoktur, ilk defa yaşanmıştır ama öyle bir an'dır ki o, mutluluktur adı...

Diyorum ki, mutluluğun tarifini yapalım haydi; o ufacık anları yazalım, o ufacık anları yazarken /okurken yüzümüzde oluşan bir tebessümle mutlu olalım ;) ve hatta sevdiklerimize gönderelim o anları, onların da bir an’lık gülümsemelerini sağlayalım…

Bunları düşünürken, aklıma Nazım Hikmet’in o dizesi geldi; hani “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” diye başlayan, Abidin Dino’ya gönderme yaptığı o şiirin dizeleri…

Sen, mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren
melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne mavi yosunlu akvaryumda yüzen kırmızı balığın
ne de al çeperli elmanın
1961 yaz ortasındaki küba'nın resmini yapabilir misin?
çok şükür, çok şükür bugünleri de gördüm
ölsem gam yemem gayrinin resmini yapabilir misin üstad?

Nazım Hikmet

İşin kolayına kaçmaksa bu, kaçalım ya da "1961 yaz ortasındaki Küba" ya benzer bir andır yaşanmış ama unutulmayan, o an'ları hatırlayalım... 

İşte tüm bunları böylece düşünüp, bir yandan da kendimce karalarken; birden, belki de pek çoğumuzun bildiği şu meşhur “mutluluğun resmi” geldi gözümün önüne. Çoğu kişinin sandığı üzere Abidin Dino’ya ait değil bu resim…  Dianne Dengel isimli Amerikalı bir ressama ait.

Resimlere şöyle bir bakın, o an’lar nasıl da sade ama bin kelimeye bedel anlatılmış değil mi?


İşte benim ilk aklıma gelen o an’lar;
  • Anneye / babaya sarılmak
  • Yorucu bir günün ardından hazırlanan kahvenin kokusu
  • “Evim gibi” diyebileceğin insanı bulmak
  • Bebek kokusu
  • Çiçek açtığını bile bilmediğin bir bitkinin bir sabah uyandığında çiçek açtığını görmek :)
  • Sevgili ile yaşlılığında birlikte olabilmek, geceleri sarılıp uyuyabilmek
  • Taze, serin bahar sabahları
Haydi, arttırın bu listeyi; ekleyelim, ve sevdiklerimize de gönderelim…

Mart 01, 2010

2009 Neden İyi (!) Geçti?

Hasan’ın 2009’un neden iyi geçtiğine ilişkin yazısını ilk okuduğumda, 2009 kadar kötü bir yıl geçirmedim, ne mutlu güzel şeyler yakalamış insanlar da var, demiştim kendi kendime… Ve aradan birkaç hafta sonra, Oytun mim’ledi beni :)

Mimlenmenin iyi bir şey olacağı aklımdan geçmezdi ama nedense Hasan’ın yazısını okuduğumdan daha farklı bir düşünme gayreti içinde buldum kendimi… Yeterince olumlu bakarsan, umuda ve güzelliğe dair bir şeyler bulabilirsin, dedi içimdeki Kardelen. Bazen unutuyorsun içinde büyüyen kardelen filizlerini…

Öyleyse, dedim, gelsin klavye parmaklarımın ucuna da bir bakalım ne çıkacak bu mim’lenme işinin sonunda… Oyunun kuralını ben biraz kendimce uyarlayacağım sanırım ama, aklımdan geçen değişiklik tam da ihtiyacım olan zira… 2009’un kötü geçmesine sebep olan şeyleri yazıp, iyilerle çarpıştıracağım, bakalım sonunda ne kadar büyük bir keyif duygusu bulacak beni…

2009 neden kötü geçti;
  1. Çalıştığım şirkette çok tatsız birkaç şey tecrübe ettim, beni diplere çeken birkaç ay geçirdim.
  2. Sadece sağlık olarak değil, duygusal olarak da yıprandığım bu dönemde ekonomiden kaldım, PMP sınavına giremedim.
  3. Yüksek Lisans bitirme projemi Aralık yerine Nisan’da teslim etmek üzere, uzatma aldım.
  4. Krizin dolaylı etkilerinden fena halde nasiplendim.
  5. Bak görüyo musun Özlem, ilk akla gelen 5’te 5 yok :) O kadar da kötü değilmiş demek ;))
 2009 neden iyi geçti;
  1. Dibe vurmanın, yeniden yukarı çıkmak için itme kuvveti sağladığını gördüm. Şimdilerde suyun üzerine doğru yol alıyorum, yeterince oksijenim, fazlasıyla itme kuvvetim ve enerjim var.
  2. Ekonomiden çakmam :) Ebru Çapa ile tanışmamı ve yeni açılan “Pazarlamada Digital Rönesans” dersini seçmeme vesile oldu. Yeni insanlar ve yeni bilgilerle donandım :)
  3. Proje Yönetimi, Türkiye’de hala IT ve İnşaat ile ilişkilendirilen bir disiplin olmasına karşın, 2007 yılı sonunda öğrenmek ve tecrübe edinmek için pazarlamadan geçici bir süre bu yola sapmıştım. Bu yolculukta karşılaştığım zorluklara rağmen, 2009’da bence çok önemli birkaç deneyim edindim. Şimdi hem IT hem pazarlama dünyasında çok daha nitelikli projeleri üstlenebileceğimi biliyorum ve proje yönetiminin iş dünyasının her alanında uygulanması ve iyi anlaşılması gerekli olduğuna, ve dijital dünyayı görmezden gelen pazarlama faaliyetlerinin farklılaşamayacağına inanmaya kesintisiz devam ediyorum. :)
  4. Hayatımdan kasıtsız olarak çıkmış, muhtelif sebeplerle görüşemediğim ama benim için yeri çok özel üç kişi, üç arkadaşım hayatıma “dost” olarak geri geldi. Hatta biri sayesinde hayatıma bir de bir kedi girdi ;) 2008’in sonunda giden Gofy’im özlemini yatıştırıyor varlığı…
  5. En önemlisi, kötü niyetli insanların iyi niyetli duygu, düşünce ve çabalarım karşısında çıkardıkları seslere, kulaklarımı daha sıkı kapamayı, kesmeye çalıştıkları yollara alternatif yollardan yürümeyi öğrendim… Her yeni günün, yeni bir başlangıca sebep olabileceğini; insanın sevdiklerinin varlığı ile çok daha hızla güçlenebileceğini; yeniden ve yeniden başlanabileceğini; dibe vurulduğunda dahi çıkılabileceğini; %1’in bile bir ihtimal olduğunu unutmamam gerektiğini, hayallerimi ne olursa olsun bırakmadan, yola devam edebileceğimi 2009’da unutmuştum, sonlarına doğru hatırladım. Ailemin ve dostlarımın varlığı, sağlıklı olmaları ve sağlıklı olmam, “sesimi duyurmam” için, neşelenmem için, %1 ihtimallerde bile, gerçekten istediğim şeylerden vazgeçmemem için yeterli…

Oytun, Hasan; teşekkür ederim…

Gelelim kurallara ve kimleri mimlediğime;
Kural bir, kötü bir şey yazmak yok (ben bu kuralı birazcık ihlal ettim), kural iki düşünmeden yazılacak. Mükemmel şeyler yazılması şart değil, akla ilk gelen (en az) 5 şey...

Mimlediklerimin bir kısmı blog sahibi değil, hatta sadece e-mail kullanıyorlar, bir kısmı da FF’de ya da Twitter’da var. Zincir kırılır mı bu yüzden bilmiyorum ama siz buraya yorum ekleyerek yazın mesela ;)
  1. Ellibeş yaşında üniversiteli olan, azmin, çalışmanın ve vazgeçmemenin anlamını kendi hayatı ile öğreten annem _hatta bu mimleme işi vesile olsun, annem de blog yazmaya başlasın, dedim kendi kendime, sonra da annemi aradım sana blog yapalım dedim; vakti yokmuş :) Annem, bir zahmet buraya yorum yaz bari, 2009’da sen çok güzel şeyler yaptın ;)_
  2. Yeni başlangıçların anlamını çok iyi bilen dostum @CemilBasa
  3. Dip zamanların destekçisi danışman hocam Metehan Sekban (hocam size de bir blog yapalım mı?) ;)
  4. Blogger’dan WP’ye geçiş dönemimde her türlü bıdımı çeken ala ukala şarap oburu Erkan
  5. Tanımıyorum ama tanıştık! Bazen yazdıkları sanki içimi okuyor, kelimeleri cümleleri beni o derece yakalıyor! Tunç! Mim’lenmeyi REDDetme ;)

Şubat 01, 2010

Gerçek kardelenlerim var artık!

Bu yıl aldığım en güzel, ikinci yaş günü hediyem!

Geçtiğimiz hafta, anneannemin bahçesinde açmış bu kardelenler. Annem de “kardelen böceği”ne almış getirmiş :D

Nasıl da narin, nasıl da güzel görünüyorlar anlatamam. İnsanın hiç inanası gelmiyor bu narin küçük güzel çiçeklerin, o kar ve soğukta _nasıl da_ açtığına… O kadar uzun zaman olmuştu ki, gerçek bir kardelen görmeyeli; 5-6 yıl önce Abant’ta görmüştüm sanırım en son… Şimdi tabi bu kadar narin ve zor koşulların çiçeğine ben nasıl bakarım, telaşı sardı beni. İstanbul’da doğru dürüst kar bile görmüyoruz ki, kardelen “besleyelim” :)

Buz ile “sulamam”, soğuk bir yerde tutmam lazımmış. Çiçekler gittikten sonra öldü sanıp atmamam da lazımmış. Soğanları kalacağı için başka bir soğukta yeniden açarlarmış… Bunları bilmiyordum, artık daha çok seviyorum Kardelen’leri… Zorlar, narinler, ve ama çok çok güzeller. İnsan bu kadar zarif, bu kadar güzel bir şeye sahip olunca, onun sevgisini kazanmak için elinden geleni yapıp, her zorluğa katlanası geliyor…

Ocak 26, 2010

“Acaba koyun çiçeği yedi mi, yemedi mi?” *

Bu yaş günümde aldığım en güzel hediyelerden biri Küçük Prens’in üç boyutlu kitabı oldu. Küçük Prens, başucu kitabımdır benim, yetişkin dünyaya inat, geceleri uyumadan önce açıp açıp okuyup, kendi “gezegenimi” unutmamamı sağlar ;) Çok değerli bir arkadaşım, hediyesi ile onun için ne kadar değerli olduğumu anlattı bana…

Duygusal duygusal konuşmayacağım, bu olayda beni asıl şaşırtan olay şu oldu; kitap Çin’de basılmış! Son derece normal bir şeye acayip şaşırmışım gibi tepki verip, gülümseyen arkadaşıma inat, ben bu konuyu buraya taşımak istedim… Dünyanın düzleştiğini biliyoruz, artık Amerika’lı şirketlerin Müşteri İletişim Merkezleri’nin Hindistan’da, ya da Istanbul merkezli şirketlerin doğuda “home-based” Müşteri İletişim Merkezi kurmaya başladıklarını da… Hemen hemen her şeyin artık uzak doğuda üretildiğini, Türkiye gibi toprağı bol bir ülkenin buğdayını dahi ithal ettiğini… Bütün bunlar, ekonomik, sosyolojik, politik ya da sadece yeni iş yapma modelleri bakış açıları ile değerlendirilebilir ve nihayetinde düzleşen dünyanın sonuçları olarak da görülebilir… Ama Türkçe bir çocuk kitabının, Çin’de basılması… Hem de bu Küçük Prens ise… Ben üzüldüm işte buna! Teknolojiyi seviyorum evet, ama maksadı yok etmek olmamalı…

“Ah biz büyükler!” Kendi “büyük” dünyamızda ne de çok biliyoruz her şeyi… :) O kitapları kesip modelleyecek zanaatkâr mı kalmadı Türkiye’de, yoksa bu iş bile Çin’de daha ucuz ve böylece göz göre göre zanaatkârlığı da mı öldürüyoruz? Çin’de üretip, hangi dilde olacaksa basıveriyorlar demek ki… Bu Çin gittikçe gözüme “Charlie’nin Çikolata Fabrikası” (!) gibi görünmeye başladı! Ailenin anlamını unutmuş, sorunlu ama kibar ev sahibi Willy Wonka _burada Çin oluyor :)_ ilgi çekici, heyecan verici, birbirinden lezzetli çikolatalar üretip aklımızı başımızdan alıyor… Küçük Charlie Bucket, Küçük Prens ile güçlerini birleştirse, biz büyükleri “büyük” dünyamızdan alıp, küçük ama gerçek mutlulukların anlamını hatırlamamızı sağlar mı acaba?

* Küçük Prens©

Ocak 11, 2010

Sizin hayaliniz ne?


Yeni bir yıl daha işte! Yine… Yeniden… Zaman her zamanki gibi kendini katmış önüne, ardına bakmadan ilerliyor. O kadar hızlı ki, çoğu zaman, belki de hiçbir zaman yetişemeyeceğiz ama hep bir çaba olacak yetişmek için. Hep bir gayret içinde yeni düşler kurup, peşlerinde koşmaya başlayacağız… Bence hayal kurmanın en güzel yanı, insana yaşadığını hissettirmesi. Hayallerim, amaçlarım varsa hayatım daha anlamlı ve çekici görünüyor bana. Yaşamak için daha fazla gayret ediyorum… Bazen her şeyi bir arada yapma telaşına düşüyorum, sonra dur bakalım, diyorum, yavaşla! Kocaman bir “düşlerim” listem var benim. Yapabildiklerime çentik atıyorum. En çok yapmak istediklerime ya da önemli olanlara öncelik tanıyorum…

Mutluluk nedir sizce? Şöyle bir arkanıza yaslanın. Ne var düşlerinizde? Ne kadarı ulaşılabilir düşler? Ne kadarını listenize alıp, ben bunları yapacağım diyorsunuz?

Başarmanın en önemli koşulu istemek gerçekten de… Bazı şeyler var hayatta, ”zamanında” yapılması gerekiyor ama bazı şeyler de var ki, zamana, mekâna bakmıyor… Dilerim zamanı geçmiş dileklerinizin ardında yas tutmak yerine, geleceğe bakıp, yeni düşler kurup peşinden gitmek için kullanıyorsunuzdur.

Mutlu bir yıl olsun!

Eylül 26, 2009

Kardelen'in hikayesine, yeni bölümler ekleniyor...

Blog karalamalarım konusunda yeni bir adım atmaya karar verdim. Burayı çok ihmal ettim biliyorum. Hatta pazarlama sayfama daha fazla zaman ayırıyorum, farkındayım ama anlıyorum ki, içimden akan kelimeleri derleyip toplamak, cümleler kurmak, yazmak, beni rahatlatıp, kendi yolculuğumda farkındalıklara erişmemi sağlayan eylemlerden biri. O nedenle daha sık yapmalıyım. Hayata katkı sağlayabilmek gibi bir kaygım varsa, beni besleyen şeylere daha fazla zaman ayırmalıyım...
Küçük bir düzenleme ile bu sefer daha fazla kişiye ulaşmak üzere, bu sayfayı da yeniden yayına alıyorum. Eskiden sadece "sevdikleri, dostları" için yayın yapan, kendi kendine konuşan bir sayfaydı burası. Ama yaşadığım dünyada gözlemlediklerim, hayatıma uzaktan, yakından; giren, geçerken uğrayan, kalan, giden istisnasız herkes aslında besliyor beni. O nedenle daha çok kişiye ulaşmak, günlük hayatımızla, profesyonel hayatlarımız arasındaki uyuşmazlıkları konuşmak, katılmak, katmak, sormak, sorgulamak için daha fazla istek duyuyorum. Dilerim siz de katılırsınız karların altından yüzünü güneşe veren "kardelen" hikayesine...

Yıllar önce başladı bu macera. Önce üniversite yıllarımda _sene 1996_ "Kardelen" dedi dostlarım bana. Turkcell'in kardelenleri falan yoktu o zamanlar :) O kadar sevdim ki bu sıfatı, o kadar uyuyordu ki bana, bırakmadım. Yıllar sonra, yine böyle sancılı bir değişim zamanında "Çekirge" dedi Senseim bana, işte o zaman elmanın iki yarısı oldu kardelen ve çekirge. Artık biri ya da diğeri değil, "kendim"im diyorum kendime, hepsiyim. Ama bir öykü bu, madem ki başladık 2006'da "Kardelen"in hikayesi olarak anlatmaya, sayfaları çevirip devam etmeli bütünü bozmadan yazmaya...

Kasım 29, 2008

Geçen bir yılın ardından iki kelam...

Bakıyorum en son neredeyse bir yıl önce iki satır yazmışım! Zaman gerçekten inanılmaz! Yoksa biz miyiz inanılmaz olan? Kaptırıp kendimizi yaşarken, günler, haftalar, aylar nasıl da hızla geçip gidiyor... Yazmak için vaktim ama daha da önemlisi motivasyonum yok, durum budur. Pazarlama sayfama dahi yazamıyorum, bunu mutlaka yazmalıyım dediğim şeyleri de ya unutuyorum ya da aklımdaki kelimeler uçup, ifadelerim sıradanlaşıyor, vazgeçiyorum...

Geçtiğimiz cumartesi, Gofy'ye veda ettik... 16 yıl sonra... Çok tatlıydı kuzum çok! 16 yıl, ne anılar biriktirmedik ki... Insan eninde sonunda her şeye alışıyor, her şey geçiyor ya, bu da geçecek elbet ama yokluğuna alışmak zaman alacak.

Herkese selam olsun. En kısa zamanda normale dönmek üzere... ;)

Hoşçakal fare suratlım!

22 Kasım 2008...


Ocak 25, 2008

Nice 30 yıllarda, birlikte bir yaşam dileğimle!

Bu yıl 30 Mumlu Pasta'nın heyacanı ile, parti için davetiye tasarımı yaparken, bir an düşündüm, beni ben yapan, hayatımı anlamlı kılan, varlıkları ile değerini arttıran öyle çok şey vardı ki... O nedenle beni, hayatıma dokunmuş her şeyi anlatan bir şey olmasını istedim...

Siz hepiniz; ailem, eski dostlarım, yeni arkadaşlarım, sevdiklerim, bir kolaja ancak bu kadar sığdınız.

Yine yeni yeniden diyerek, akışını değiştirdiğim bir hayata doğru emin adımlarla yürümeye başlamışken, 30 yaşımın başlangıcında yürekten dilediğim tek bir şey var,

“sağlıklı, keyifli & farkında yaşamış 90’lık bir ihtiyar olana kadar ama hayatımın her döneminde eksilmeyen varlığınızla yaşamak“...

Bugün hayata katılmış olmamı değil, hayatımdaki varlığınızı kutlayacağım...